Bugün biraz kendi adıma konuşmak istiyorum.
Bizim sektörde değişmeyen bir şey var: Teslim tarihi.
Lansman belli, açılış belli, etkinlik belli. O gün geldiğinde her şeyin hazır olması gerekiyor. Buraya kadar hiçbir problem yok. İşimizin doğası bu.
Ama bazen bir projenin planlama aşamasında kaybedilen günlerin tamamı, üretim süresinden düşülüyor.
İki hafta konuşulan, defalarca revize edilen bir işin üretimine üç gün kalıyor. Sonra herkes aynı soruyu soruyor:
“Yetişir mi?”
Yetiştiriyoruz. Çoğu zaman bir yolunu buluyoruz.
Ama benim asıl derdim yetiştirmek değil.
Ben yaptığım işin güzel olmasını istiyorum.
Bir iş sahaya çıktığında karşısında durup detaylarına bakabilmek, bağlantısından birleşimine, malzemesinden bitişine kadar içime sinmesini istiyorum.
Birisi gelip “Bunu kim yaptı?” diye sorduğunda gururla “Biz yaptık.” diyebilmek istiyorum.
Çünkü benim gözümde bu iş yalnızca bir tasarımı üretip teslim etmek değil. Biraz da zanaatkârlık.
Ve zanaatkârlık aceleye pek gelmiyor.
Acele ettiğinizde bazen bir birleşim detayını kaçırıyorsunuz. Bazen daha iyi bir malzeme alternatifi düşünmeye fırsatınız olmuyor. Bazen de normalde asla kabul etmeyeceğiniz küçük bir kusura, takvim yüzünden razı olmak zorunda kalıyorsunuz.
İş teslim ediliyor, etkinlik gerçekleşiyor, herkes yoluna devam ediyor.
Ama siz o küçük detayı biliyorsunuz.
Başkası görmese de sizin gözünüze takılıyor.
İşte beni üzen tarafı bu.
Üstelik bu durum yalnızca üreticiyi etkilemiyor.
Süre daraldıkça hata ihtimali artıyor. Hata çıktığında revizyonlar başlıyor, maliyetler yükseliyor, herkesin üzerindeki baskı büyüyor.
Ve bir noktadan sonra aslında birlikte çok güzel işler yapabilecek marka ile ajans arasında gereksiz bir gerginlik oluşuyor.
Oysa çoğu zaman problem ne markanın beklentisinde ne de ajansın becerisinde.
Problem, işin yapılabilmesi için gereken zamanın doğru planlanmamış olmasında.
Yanlış anlaşılmasın, bazen gerçekten acil işler çıkar. Son dakika gelişen projeler olur. O zaman hep beraber elimizi taşın altına koyarız.
Benim itirazım acil işe değil.
Önceden planlanabilecek bir işin, son dakika acil işe dönüşmesine.
Çünkü iyi iş çıkarmak için yalnızca iyi bir tasarımcıya, iyi bir ustaya veya iyi bir üretim tesisine ihtiyacınız yok.
Biraz da zamana ihtiyacınız var.
Ben yaptığımız işlerin yalnızca teslim edilmiş olmasını değil, sahada kendini göstermesini, detaylarıyla konuşulmasını istiyorum.
Bir gün sonra sökülüp gidecek olsa bile.
Çünkü o işin üzerinde bizim emeğimiz, ismimiz ve mesleğe duyduğumuz saygı var.
Bir işi yetiştirmek başarıdır. Ama onu içine sine sine teslim edebilmek bambaşka bir mutluluk.


